You’re viewing a text-only version of this website that uses less data. View the main version of the website including all images and videos.
Boşanma, akıllı telefonlar ve kısıtlamalar: BBC, Taliban'ın Afganistan'ı nasıl yönettiğine tanıklık etti
- Yazan, Kawoon Khamoosh
- Unvan, BBC Dünya Servisi
- Bildirdiği yer, Şibirgan, Kabil ve Kandahar
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 7 dk
Afganistan'ın kuzeyindeki ofisinde Vali Abdullah Sarhadi önce kolu kırılmış bir çocuğun tedavisi için para veriyor, yerel bir camiye maddi yardımda bulunuyor, ve ardından ofiste şaşırtıcı bir olay yaşanıyor.
Genç bir kadın, sakalı ağarmış eski Taliban komutanına, aylardır süren şiddet ve dayak nedeniyle kocasından boşanmak istediğini söylüyor.
Genç kadın, hayır cevabını kabul etmemeye kararlı.
Kızların ortaokula gitmesinin bile yasak olduğu bir ülkede, 18 yaşındaki genç kadın, yüzü peçe ve güneş gözlüğüyle tamamen kapanmış bir halde, sakince ve kendisinden emin bir şekilde kendisini ifade ediyor.
"Birlikte yaşama şansımız olsaydı burada olmazdım... Kararımı verdim" diyor.
Vali, boşanmaktan vazgeçmesi için onu ikna etmeye çalıştıktan sonra, kadınların "akılsız" ve "zekadan yoksun" olduklarını söylüyor. Onun bu sözlerine etrafındaki erkek yetkililer, korumalar ve yöneticiler kahkahalarla karşılık veriyor.
Yaşanan bu an, 2021'de ABD destekli hükümeti devirmelerinden beş yıl sonra, Taliban yönetimindeki gündelik hayatın gerçeklerine dair bir kesit sunuyor.
Geçen beş yılda kadınlar çoğu meslekten men edildi, üniversiteye gitmeleri, yalnız seyahat etmeleri, hatta park ve eğlence merkezlerine girişleri bile büyük oranda kısıtlandı.
BBC, iki yıldan uzun süren görüşmeler sonucu, aşırı İslamcı hareketin önde gelen isimlerine eşine az rastlanan bir şekilde erişim sağladı; bir zamanlar intihar saldırıları planlayan veya yıllarını yeraltı sığınaklarında geçiren, şimdiyse yönetim kademesinde yer alan, asker olan Taliban üyeleriyle zaman geçirdi.
Taliban, değiştiğini iddia ederek yönetime gelmiş olsa da, uyguladıkları politikaların çoğu 1990'larda dayattıklarına çok benzer, katı bir şeriat yorumu.
Görüştüğümüz Taliban üyeleri kendilerini makul göstermeye çalışsalar da, geçmişteki şiddet olaylarını tartışmaya pek istekli değillerdi. Ayrıca onlarla geçirdiğimiz vakit boyunca, bu yöneticiler ve halk arasında yaşanan bazı huzursuzluklara da şahit olduk.
Vali Sarhadi, Tuba'ya (gerçek adı değil) evliliğine devam etmesi gerektiğini söylüyor.
Sarhadi, "Kendine şunu sor: 'Boşandıktan sonra benimle kim evlenir?'. Çok şeyden ödün vermen gerek, yoksa haysiyetini ve onurunu kaybedersin."
Tuba ise "Sayın Vali, onurum ve haysiyetim zaten zedelendi" diye yanıtlıyor.
Kocası, konuşma sırasının kendisine gelmesini bekliyor.
Şeriat hukukuna göre, kocasından boşanmayı kabul etmesini isteyen bir kadın, evlendiklerinde kocası tarafından kendisine verilen başlık parasının bir kısmını veya tamamını iade etmek zorunda kalabilir. Genellikle maddi uzlaşı sağlanıyor ancak bu kadının kocası, düğünde verdiği paranın dört katını istiyor. Tuba'nın ailesiyse bu miktarı ödemeyi reddediyor.
Vali, kadına kendisine ait bir oda verilmesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca yetkililerin onu kadını dövmemesi konusunda uyaracağını, "aksi takdirde hapse atılacağını" ekliyor.
Vali'nin yanıtından memnun kalmayam Tuba'nın babası, daha sonra BBC'ye, Taliban'ın mahkeme sisteminde bir kadının kocasının rızası olmadan boşanması çok zor olmasına rağmen, mahkeme yoluyla boşanma davası açacaklarını söyledi.
Sarhadi, Taliban'ın 1990'lardaki ilk iktidar döneminde askeri komutandı.
2001 yılının sonlarında ABD liderliğindeki koalisyonun Taliban'ı devirmesiyle teslim olan binlerce isyancı arasında o da vardı.
Birkaç yıl ABD'nin Küba'daki Guantanamo Körfezi'nde bulunan gözaltı merkezinde tutuldu ancak sonra serbest bırakıldı.
Taliban iktidarı yeniden ele geçirdiğinde Sarhadi vali oldu; önce Bamiyan vilayetinde, Haziran sonlarında kendisiyle görüştüğümüzde Cüzcan vilayetindeki Şibirgan şehrinde görev yapıyordu. Son olaraksa kuzeydeki Kunduz vilayetinde bir askeri birliğin komutan yardımcılığına getirildi.
Sarhadi elinde tuttuğu küçük ekranlı eski tip bir cep telefonunu göstererek, yetkililer için getirilen akıllı telefon yasağının işleri yavaşlattığını söylüyor. "Önceden hızlı bir mesaj gönderebiliyordunuz... Belgeleri gönderip hızlıca cevap alabiliyordunuz". Ancak sonra duruyor. Yasak hakkında daha fazla konuşursa"sorun çıkabileceğini" ekliyor.
Diğer konulardaysa Sarhadi'nin dünya görüşü, 25 yıl önceki Taliban'dan pek de değişmiş gibi değil. Sarhadi o zamanlar, Bamiyan'da askeri komutanlık yapıyordu, ve o dönemde Taliban'ın buradaki antik dev Buda heykellerini havaya uçurduğu görüntüler dünyayı şoke etmiş, ve uluslararası kınamaları beraberinde getirmişti.
Başlangıçta arkeolojik alanla ilgili sorularımızdan kaçınmaya çalışsa da sonunda şöyle diyor: "Onu kendi ellerimle yok ettim."
"Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz her şey, Allah'ın emirlerine ve kanunlarına uygundur... Putları satmak yerine kırıyoruz. Neden pişman olayım ki? Bu, Allah'ın takdiriydi."
Başkent Kabil'de, şiddet dolu geçmişini iktidarda yönetim göreviyle değiştiren bir başka üst düzey Taliban figürüyle görüşüyoruz.
Habibullah Badr bizi zırhlı bir araçla sokaklarda gezdiriyor.
Daha önce Kabil'de "intihar saldırganlarının operasyonlarından sorumlu" olduğunu söylüyor.
"Bütün yolları ve sokakları çok iyi biliyorum... Kabil sokaklarını ve kuytu köşe her yerini biliyorduk" diyor; "Planlaması uzun zaman alan bölgeler vardı."
Afganistan'da Taliban'ın intihar saldırılarında, aralarında çok sayıda sivilin de bulunduğu binlerce insan hayatını kaybetti.
Badr geçmişi hakkında konuşmak istemiyor; bunun "insanları üzmesinden" ve "yaraları deşmesinden" çekiniyor.
Sivil ölümleriyle ilgili sorumuza ise, Taliban'ın ABD konvoylarını hedef aldığını ve sivillere yabancı üslerden uzak durmaları yönünde çağrıda bulunduklarını söylüyor.
Ona sivil yerleşim bölgelerinde gerçekleşen bazı saldırılarla ilgili soru sormaya çalıştığımdaysa ise yanıt vermekten kaçınıyor.
Badr, gördüğü bir tedavi nedeniyle resmi görevlerinden izin almış, ancak daha önce ülke genelindeki bütün cezaevlerinin müdür yardımcılığını yapmış. Önceki hükümet döneminde idam cezasına çarptırıldığı cezaevi de yönettiği cezaevlerinden biri.
Badr bizi bir aşiret toplantısına davet ediyor. Burada bir hayır kurumunun başkanının kendisine madalya vereceğini söylüyor. Ancak olaylar beklenmedik bir şekilde gelişiyor.
Sultan Muhammed Talaee, "Sayın Badr, Afganistan'ın gururudur ve büyük bir savaşçıdır" diyor. "Ancak bir şikayetim de var. Okullar ve eğitim herkese açık olsaydı, Afganistan için büyük bir başarı olurdu. Umarım bu sözlerim sizi gücendirmez."
Ardından salonda rahatsız edici bir sessizlik oluyor. Kalabalık nasıl tepki vereceğini bilmiyor. Talaee'nin mikrofonu hızla önünden alınıyor.
Talaee daha sonra bize şunları söyledi: "Kız okullarının yeniden açılmasını istedim... Bilgi edinmek İslam'da hem erkekler hem de kadınlar için bir yükümlülüktür."
"Söylemek istediğim başka şeyler de vardı ama daha fazla konuşmama izin vermediler."
Ülkede sesini yükseltenler, genellikle çok daha ağır sonuçlarla karşı karşıya kalıyor.
Kadınlar bize, eğitim kısıtlamaları nedeniyle hayallerinin suya düşmesinden duydukları derin umutsuzluğu ve protestolara katıldıkları için hapse atılan arkadaşlarını anlatıp dert yanıyorlar.
Görüştüğümüz gazetecilerin çoğu, Taliban'ın 'İstihbarat' örgütü tarafından çağrıldıklarını veya sorgulandıklarını söylüyor.
BBC, dile getirilen bu endişelerin bazılarını Taliban hükümetinin sözcüsü Zabihullah Mücahid'e sordu.
Mücahid, 2021'den bu yana Taliban hükümetinin kamuoyundaki yüzü. İsyancı oldukları yıllarda kullandığı takma adı hâlâ kullanıyor, ancak bize gerçek adının Tahir Şah Sıddıki olduğunu söylüyor. Bunu kamuoyuna ilk açıklayışı.
Amerikalıların önceki hükümet için inşa ettiği gösterişli basın merkezindeki görüşmemizde, kendisine Taliban'ın ülkenin kontrolünü ele geçirmesinden iki gün sonra burada verdiği ilk basın toplantısını soruyoruz.
O toplantıda Mücahid dünyaya, Taliban hükümetinin kadınların "Taliban çerçeveleri dahilinde" çalışmasına ve eğitim görmesine izin vereceklerini ve toplumda "çok aktif" olacaklarını söylemişti.
Peki neden sözlerini tutamadılar?
Mücahid'ın yanıtı şu: "Kadın haklarına, ifade özgürlüğüne ve diğer konulara Şeriat çerçevesinden bağlıyız. Her şeye Şeriat perspektifinden bakmalıyız."
Kadınların, kendi ofisi gibi yerlerde çalışmalarına izin vermenin "ahlaksızlığa yol açacağını" ve "onların onurunun zedeleneceğini" ekliyor.
Kadınların eğitimi konusunun "tartışmalı olduğunu... bunun için Şeriat esaslı bir çözüme ihtiyaç duyulduğunu" söylüyor.
Taliban'ın basın özgürlüğüne yönelik engellemeleri hakkındaki sorumuza ise, "Afganistan gibi bir toplumda, bazı yasaklarımız var. Medyanın istediği propagandayı yapmasına izin veremeyiz... İslam kanunlarına ve ritüellerine aykırı yayın yapamazlar."
Taliban hükümeti Kabil'de, ancak Mücahid zamanının büyük kısmını Taliban'ın kalbi olarak görülen ve bazıları tarafından "fiili başkent" kabul edilen güneydeki Kandahar şehrinde geçiriyor.
Orada bulunan Taliban'ın ruhani lideri Molla Heybetullah Akhundzade ile görüşmek istediğimizi söylüyoruz. Kendisi nadiren kamuoyunun karşısına çıkıyor ve daha önce medyaya hiç röportaj vermedi. Ancak bize şu anda bunun mümkün olmayacağını söylüyorlar.
İki yıl önceki son ziyaretimden bu yana Kandahar'daki hayat daha da kısıtlanmış. Artık erkeklerin sakal bırakması zorunlu. Radyo istasyonlarının müzik çalması veya kadın seslerini yayınlaması yasak ve şehirde kayıt yapmamıza da izin verilmiyor.
Arabayla iki saatlik mesafede, tozlu yollardan geçerek gittiğimiz bir yerde ise, grubun en sadık eski savaşçılarından birkaçı bize isyancıların eski gizli mağara ağını gösteriyor.
Eskiden savaşçı olan ve şimdi İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik gücü bünyesinde, kontrol noktasında görev yapan Abid Lalai, bize ateş ettiği siperleri ve Kuran'ını koyduğu, AK-47'lerini astığı yerleri gösteriyor.
Lalai'nin üstü olan Abdul Samad ise bize işaretsiz bir mezar yeri göstererek, babasının burada gömülü olduğunu ve Taliban saflarında savaşırken öldürüldüğünü söylüyor.
Bölge, ülkenin en yoksul bölgelerden biri. Birleşmiş Milletler'e göre burada dört kişiden üçü temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkanlara sahip değil. Samad, yerel halkın acilen suya, yollara ve kliniklere ihtiyaç duyduğunu söylüyor.
Samad, "Emirlik [Taliban] yetkilileri bizi unutmuş değil," diyor. Liderlerin başka önceliklerle meşgul olabileceğini söylüyor ve ekliyor, "Umutluyuz, bir gün bizimle ilgileneceklerdir."
Taliban'ın ikinci kez iktidara gelmesinin üzerinden beş yıl geçmiş olsa da yoksulluk, işsizlik ve ekonomik istikrarsızlık hâlâ önemli endişe kaynakları olmaya devam ediyor.
Görüştüğümüz Taliban yetkilileri, bu sorunlarla mücadele etmek için çalıştıklarını söylüyorlar, ancak görüştüğümüz bazı kişiler grubun ülkenin asıl sorununun, grubun kendisi olduğuna inanıyor.
Hüda (gerçek adı değil), "Hayattan anlamayan bir grubun bir anda nasıl iktidara geldiğine inanamıyorum," diyor. Hüda, Taliban iktidara ilk geri döndüğünde sokak protestolarına katılmış olan kadınlardan biri.
"Kadınlar bu durumu kabul edemez. Kısıtlamaları daha da artırabilirler ama bu durum sonsuza kadar böyle kalmayacak."
Hüda, "Bence Taliban eğitimli kadınlardan korkuyor," diye ekliyor. "Bu yüzden kadınları kısıtlıyorlar. Bilge erkekler yetiştirememeleri için eğitimsiz kadınlar istiyorlar. Çünkü bu, Taliban'ın sonunu getirir."
Hafizullah Maroof'un ek katkılarıyla.
Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlandık. Yayınlanmadan önce çeviriyi bir BBC gazetecisi kontrol etti. Yapay zekayı nasıl kullandığımız hakkında daha fazla bilgi burada.