You’re viewing a text-only version of this website that uses less data. View the main version of the website including all images and videos.
Fethi kabir: Yıllar sonra mezardan çıkarılan deliller nasıl inceleniyor?
- Yazan, Fundanur Öztürk
- Unvan, BBC News Türkçe
- Bildirdiği yer, Ankara
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 4 dk
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un ölümünden yaklaşık 10 yıl sonra mezarı açıldı ve cenazesinden alınan örnekler Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Denizolgun'un ölümü ve 2016'da yapılan otopsi hakkında "şüpheli olduğuna ilişkin iddia ve şikâyetler" bulunduğunu açıkladı.
Savcılık, gerçek ölüm nedeninin yeniden araştırılabilmesi amacıyla fethi kabir kararı aldı.
Süleymancılar cemaatinin eski lideri Denizolgun'un Karacaahmet Mezarlığı'ndaki mezarı 19 Ağustos'ta savcı, adli tıp uzmanları ve olay yeri inceleme ekiplerinin katılımıyla açıldı.
Yaklaşık üç saat süren işlemde alınan DNA ve diğer biyolojik örnekler, yeniden inceleme yapılması amacıyla Adli Tıp Kurumu'na götürüldü.
Feth-i kabir kararı nasıl veriliyor?
Gömülmüş bir cenazenin adli inceleme veya otopsi amacıyla mezardan çıkarılması işlemine fethi kabir deniyor.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 87'nci maddesine göre, soruşturma aşamasında bu kararı Cumhuriyet savcısı, dava açıldıktan sonra ise mahkeme verebiliyor.
Kanun, mezarın hangi suçlarda ya da ölümden ne kadar süre sonra açılabileceğine ilişkin bir sınırlama getirmiyor.
Bu nedenle kimlik tespiti, ölüm nedeninin belirlenmesi, zehirlenme veya travma şüphesinin araştırılması ve soy bağının saptanması gibi farklı amaçlarla fethi kabir kararı verilebiliyor.
Kanuna göre karar, araştırmayı tehlikeye düşürmeyecekse ve ulaşılması zor değilse ölünün yakınlarından birine derhal bildiriliyor.
Mezarın yeri doğrulandıktan sonra alan güvenlik çemberine alınıyor ve cenaze savcı ve olay yeri inceleme ekiplerinin gözetiminde çıkarılıyor.
Cenazenin mezardaki durumu, kemiklerin konumu ve mezarda bulunan diğer materyaller tutanağa geçiriliyor; işlem ayrıca görüntülerle kayıt altına alınıyor.
On yıl sonra hangi bulgulara ulaşılabilir?
BBC Türkçe'ye konuşan Adli Tıp Doktoru Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı'ya göre, aradan 10 yıl geçmiş olması, mezardan adli delil elde edilemeyeceği anlamına gelmiyor.
Özellikle kemik ve dişler, yumuşak dokulara göre daha uzun süre korunabildiği için DNA incelemesine elverişli olabiliyor.
Bu örneklerden çıkarılan DNA, mezardaki kişinin kimliğinin doğrulanmasını veya biyolojik akrabalık ilişkisinin belirlenmesini sağlayabiliyor.
Kemiklerde kalan kırıklar, ateşli silah yaralanmaları ve bazı travma izleri de ölümden yıllar sonra incelenebiliyor.
Ancak morarma, yüzeysel yara veya organlardaki değişiklikler gibi yumuşak doku bulgularının çürüme nedeniyle kaybolması halinde, ölüm nedenini belirlemek zaman geçtikçe zorlaşıyor.
Sonucun alınabilmesi, geçen sürenin yanı sıra toprağın yapısı, nem, sıcaklık, tabutun özellikleri ve cenazenin korunma durumuna da bağlı görülüyor.
'Şüpheli ölüm iddiası 30 yıl sonra bile ortaya çıkabilir'
Fincancı, fethi kabir işlemine geçmişte daha sık rastlandığını, yeterli uzman olmadığı için özellikle şüpheli ölümlerde otopsilerin uzmanlar tarafından yapılamadığını ifade ediyor.
Günümüzde daha kapsamlı ve yaygın bir adli tıp kurum ağı bulunduğu için fethi kabir işlemine daha az başvurulduğunu belirten Fincancı, yine de ölümle ilgili şüphelerin yıllar sonra da ortaya çıkabileceğini vurguluyor:
"Şüpheli ölüm her zaman ölüm meydana geldiğinde ortaya çıkan bir durum değil. Bazen iddialar 10 yıl sonra, hatta 30 yıl sonra bile ortaya çıkabilir. Otoritenin ve hukuk sisteminin, ortaya atılan iddiayı aydınlatma yükümlülüğü vardır."
'Kemik ve toprakta zehirli maddeler kalmış olabilir'
Aradan 10 yıl geçtiği için mezarda büyük ölçüde kemik dokuyla karşılaşılmasının beklendiğini belirten Fincancı, buna rağmen önemli bulgular elde edilebileceğini söylüyor:
"Kemiklerde herhangi bir travmaya bağlı, bir şiddet eylemine bağlı yaralanma, kırıklar varsa bunlar görünebilir.
"Birincisi, kemiklerle ilgili bir sağlık sorunu varsa bu ortaya çıkabilir. Ama daha önemlisi kemikte biriken birtakım zehirli maddeler tespit edilebilir."
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Denizolgun'un ölümü hakkındaki "şüpheli olduğuna ilişkin iddia ve şikâyetler" ile ilgili ayrıntı vermedi.
Fincancı, toksikolojik incelemenin yalnızca kemikler üzerinde yapılmayacağını, toprağın da incelenebileceğini belirtiyor:
"Yumuşak dokular çözünürken, kimyasal reaksiyona girerken toprakta bu zehirli maddeler kalmış olabilir ve o topraktaki zehirli maddeler tespit edilebilir.
"Kullandığı ilaçlar varsa bunlar türüne bağlı olarak tespit edilebilir. Sonuçta toprakta ve kemikte toksikolojik inceleme yapılacaktır."
Ancak Fincancı, yumuşak dokular ortadan kalktığı için bu dokulardaki yaralanmaların veya kişinin sağlığıyla ilgili sorunların belirlenemeyeceğini ifade ediyor.
'Fethi kabir çok aydınlatıcı olabilir'
Fincancı, kemiklerdeki bulguların olayla ilgili daha önce yapılan değerlendirmeleri değiştirebileceğini belirtiyor.
Geçmişte ateşli silahların giriş ve çıkış yönlerinin ilk incelemede yanlış tarif edildiği vakalarla karşılaştıklarını söylüyor:
"Ama sonradan kemikler karşımıza geldiğinde giriş çıkış yerlerinin bambaşka olduğu ortaya çıkar. Dolayısıyla çok aydınlatıcı olabilir. Fethi kabir deyip geçmemek gerekiyor."
İşlemin kimlik tespiti bakımından da önem taşıdığını söyleyen Fincancı, "Vefat etti denilerek gömülen bir cenaze, fethi kabir ile DNA incelemesi sonrasında bambaşka biri çıkabilir" diyor.
Geçmiş örneklerde neler yaşandı?
Türkiye'de kamuoyunun yakından izlediği fethi kabir işlemlerinden biri, 1993'te hayatını kaybeden sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal için yapılmıştı.
Özal'ın mezarı, zehirlendiği iddialarının araştırılması amacıyla ölümünden 19 yıl sonra, 2012'de açıldı.
Adli Tıp Kurumu raporunda naaşta kadmiyum ve DDT bulgularına rastlandığı, ancak ölümün bu maddelerden kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenemediği bildirildi.
Dünya ve olimpiyat şampiyonu halterci Naim Süleymanoğlu'nun mezarı ise bir babalık davası nedeniyle 2018'de açılmıştı.
Kemik ve dişlerden alınan örneklerle yapılan inceleme, Sekai Mori'nin yüzde 99,99 ihtimalle Süleymanoğlu'nun kızı olduğunu ortaya koydu.
On yedi yaşındaki lise öğrencisi Münevver Karabulut'u 2009'da öldüren ve 24 yıl hapis cezası alan Cem Garipoğlu, 2014 yılında cezaevinde intihar etmişti.
Garipoğlu'nun mezarı da ölümünden yaklaşık 10 yıl sonra, mezarda başka bir kişinin bulunduğu yönündeki iddialar üzerine 2024'te açıldı.
Mezardan çıkarılan kemik ve dişlerden elde edilen DNA, cenazenin Garipoğlu'na ait olduğunu doğruladı ve soruşturmada takipsizlik kararı verildi.