İzlanda'yı bölen AB referandumu: Egemenlik, balıkçılık ve Trump etkisi tartışılıyor

Kaynak, Jonathan NACKSTRAND / AFP / Getty Images
- Yazan, Övgü Pınar
- Unvan, Reykjavik
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 6 dk
İzlanda'da cumartesi günü yapılan Avrupa Birliği (AB) referandumu ülkeyi bölmüş görünüyor. Referandumda doğrudan AB'ye üyelik değil, üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmamasına karar verilecek.
"Evetçiler" kazanırsa müzakere sürecinin iki yıl içinde tamamlanması ve ardından üyelik seçeneğinin yeniden referanduma sunulması bekleniyor.
ABD merkezli danışmanlık şirketi Gallup tarafından ağustos ayında yapılan bir ankete göre "evet" ve "hayır" oyları sırasıyla %51,5 ve %48,5 ile başa baş gidiyor, fark oranı hata marjının altında yer alıyordu.
Hükümeti destekleyenler, 30 yaş altındaki seçmen, başkentte yaşayanlar ve eğitim seviyesi yüksek olan gruplarda "evet" oranı daha yüksek görünüyordu.
Halk oylamasına iki haftadan kısa süre kala "evet" ve "hayır" kampanyalarından temsilciler başkent Reykjavik'teki simgesel yapılardan Harpa konser ve konferans merkezinde bir araya geliyor.
"Evet" cephesi özetle, "Müzakerelere dönelim, bize ne teklif edilecek bakalım, üye olup olmama kararını daha sonra veririz" görüşünü savunuyor.
"Hayırcılar", spor karşılaşmalarında stadyumlarda da kullanılan bir tezahürat olan "Haydi İzlanda" sloganını kullanıyor.
Afişlerinde "İzlanda'yı satışa çıkarmak mı? Hayır teşekkürler" ya da "Doğal kaynaklarımız müzakere masasına gelsin mi? Hayır teşekkürler" diyorlar.
"Hayır" kampanyasının temsilcileri AB üyeliğinin ülkenin egemenliğini elinden alacağı iddiasıyla İzlanda bağımsızlık kahramanı Jon Sigurthsson'un heykelini ekrana yansıtıyor.

Kaynak, Jonathan NACKSTRAND / AFP / Getty Images
Muhafazakar kanattaki Bağımsızlık Partisi'nden milletvekili Diljá Mist Einarsdóttir "evet" kampanyasının "bir bakalım" tutumuna cevap olarak "Bir trene nereye gittiğini görmek için binmezsiniz, bu tren nereye gidiyor biliyoruz" diyor.
Sonucun AB üyeliğine çıkacağını ve bunun İzlanda'nın çıkarına olmadığını savunuyor.
"Görmeye Evet" kampı aynı görüşte değil. AB ile müzakere edilmesini, İzlanda için mümkün olduğunca avantajlı koşullar için mücadele verilmesini, ardından da varılacak anlaşmaya bakılarak üye olup olmamaya bir sonraki aşamada karar verilmesini savunuyorlar.
Aileler, arkadaşlar bölündü
Kampanyanın afişinde bu nedenle "Görmeye Evet" yazısının içinde bir çift göz de var.
Kampanyanın mimarlarından, iş insanı Jónas Hagan Gudmundsson ile Harpa'daki etkinliğin ertesi günü buluşuyoruz.
Kampanyanın "hayır" kanadı tarafından çok negatif ve bölücü bir şekle büründürüldüğünden şikayet ediyor.
"Aileleri, arkadaşları görüş farklılığı yüzünden birbirinden uzaklaştırmayacak bir tartışma yapabilir miyiz diye düşünüyorduk. Böyle olmadığı için çok hayal kırıklığına uğradım. Büyük bir bölünme var" diyor.
Bunu birçok İzlandalı'dan daha duyuyorum, görüş farklılıkları nedeniyle bazı aile üyeleriyle bu dönemde görüşmekten kaçındıklarını ya da arkadaşlarıyla referandum konusunu konuşmaktan çekindiklerini söylüyorlar.
Temelde referanduma sunulacak şeyin ekonomik bir soru olduğunu savunan Jónas Hagan Gudmundsson, karşı tarafın ise bunu bir egemenlik, kimlik meselesine dönüştürmeye çalıştığını belirtiyor.
"Hayırcılar"ın "korku taktikleri" kullandığını söylüyor, kampanyayı Brexit öncesi İngiltere'de yaşananlara benzetiyor.

Kaynak, HALLDOR KOLBEINS/AFP/Getty Images
Brexit'e benzer bir kampanya taktiği de reklam panolarına AB üyeliğinin ülkeye çok pahalıya mal olacağı iddiasını yerleştirmek olmuş.
"Hayırcılar"ın afişleri "AB'ye yılda 50 milyar İzlanda kronu (20 milyar TL) mu? Hayır, teşekkürler" diyor. Bu hesap karşı kanat tarafından "yanlış bilgilendirme" diye niteleniyor.
Egemenlik kaygısı
Bir ordusu olmayan İzlanda gerçek anlamda bir savaşa girmemiş ama "egemenlik" kaygısı sık dillendiriliyor.
Bugün turizmle birlikte en büyük gelir kaynağı olan balıkçılık ülkenin tarihi boyunca belirleyici rol oynamış.
Elli yıl önce İngiltere'ye karşı "Morina Savaşları" olarak anılan çekişmeyi kazanmasının ardından İzlanda, karasularının hakimiyetini elde ederek balıkçılığı ekonomisinin temeli haline getirmiş.
1944'te Danimarka'dan bağımsızlığını kazanan ülke, AB üyeliğini bu yakın sayılabilecek tarihi mücadelelerin gölgesinde tartışıyor.
Reykjavik'teki İzlanda Üniversitesi'nden siyaset bilimi ve siyasi psikoloji profesörü Hulda Thórisdóttir de egemenlik kaygısına vurgu yapıyor.
BBC Türkçe'ye konuşan Hulda Thórisdóttir, "hayır" cephesinin bu kaygıyı nasıl ele aldığını şöyle açıklıyor:
"Argümanları egemenlik ve bağımsızlık üzerine kurulu. '1944'te Danimarka'dan bağımsızlığımızı, şimdi Brüksel'e kaptırmak için kazanmadık' diyorlar."
Bir kesimin "İzlanda AB'ye üye olursa refahımız, ekonomimiz, dilimiz, kültürümüz vs riske girer" diye düşündüğünü, karşı tarafın ise jeopolitik nedenlerle "Esas AB'ye üye olmamak bağımsızlığımıza tehdit olur" algısına sahip olduğunu belirtiyor.
Kriz sonrası üyelik başvurusu
Reykjavik limanında panoramaya hakimiyet kuran, cam ve metalden devasa bir balık sırtına benzeyen Harpa binası İzlanda'nın yakın tarihinin sembolü haline gelmiş.
2008'de bankacılık krizi ülkeyi ekonomik olarak diz çöktürdüğünde binanın inşaatı da bir süre durdurulmuş.
Ekonomik krize yol açan "gözü doymayan hırsı" temsil ettiği gerekçesiyle binanın tamamlanmamasını, ürkütücü bir uyarı işareti olarak inşaatın iskelet halinde bırakılmasını savunanlar olmuş.
Bugün de hala sohbetlerde "evet güzel ama fazla iddialı" diyenlerle sık karşılaşılıyor. Harpa'nın yanında, birkaç yüz metre mesafedeki başbakanlık ofisi de dahil kentteki diğer binalar çok daha mütevazı kalıyor.
Ancak 2011'de tamamlanarak kullanıma açılan bina aynı zamanda ülkenin yeniden ayağa kalkmasının, dinamizmini yeniden kazanmasının işareti olarak da görülüyor.
2008'deki krizin etkisiyle ülkede Avrupa Birliği'ne ihtiyaç duyulduğu görüşü güç kazanmış, İzlanda 2009'da AB'ye üyelik başvurusunda bulunmuştu. Ancak üyelik müzakereleri 2013'te rafa kaldırılmıştı.

Kaynak, Sergi Reboredo/VWPics/Universal Images Group/Getty Image
Başta balıkçılık sektörü olmak üzere bazı kritik müzakere başlıklarıyla ilgili hassasiyetlerin yanı sıra, ekonomik toparlanma da bugün AB'ye daha mesafeli yaklaşılmasında etkili görülüyor.
İzlanda şu an refah seviyesiyle ilgili birçok veride AB ortalamasının üzerinde seyrediyor.
IMF ve Eurostat verilerine göre İzlanda'da halen kişi başına düşen milli gelir AB ortalamasının iki katının üzerinde, işsizlik çok daha az. Ancak İzlanda kronu AB para birimi euro'ya kıyasla daha istikrarsız ve ülkede faizler AB ortalamasının çok üzerinde.
Hayır kampanyası yapan Haydi İzlanda kampı, "Yaşam kalitesi ölçütlerinde AB'yi geride bırakırken İzlandalılar neden AB'ye girsin ki?" diye soruyor.
"Evet" kanadı ise İzlanda'nın şu an bu avantajlı pozisyonundan faydalanarak müzakere sürecini kendi çıkarına yönetebileceğini savunuyor.
AB'den örneğin kritik balıkçılık sektörü için özel esneklikler elde etme ihtimalinin şu an daha yüksek olduğu örneğini veriyorlar.
Öte yandan, halihazırda Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) anlaşmasına ve serbest dolaşım sistemi Schengen'e dahil olsalar da İzlandalıların kendilerini "Avrupalı hissetmediğini" çok sayıda kişiden duyuyorum.
Bu görüş "evet" oyu verenlerde bile var. Ülkelerini "Avrupa ile Amerika'nın ortasında yalnız bir ada" gibi ifadelerle tanımlıyorlar.
Amerikan güçleri İkinci Dünya Savaşı'nda ülkeye konuşlanması sonrası ülkede kalıcı olarak bulunmayı ancak 2006'da sonlandırmış. Avrupa'dan ziyade Amerikan kültürü etkisinde bu faktörden de söz ediyorlar. Ülke, NATO'nun kurucu üyelerinden.
'Trump etkisi' ve 'Jaws' benzetmesi
Ne var ki ABD ile bu özel yakınlık hissi son dönemde "Trump etkisiyle" biraz aşınmış görünüyor.
Uluslararası basında sıklıkla, ABD Başkanı Donald Trump'ın İzlanda'nın en yakınındaki ülke olan Grönland'ı alma tehditlerinin referandum sürecine etki ettiği yönünde haberler çıkıyor.
Trump'ın birkaç kez dil sürçmesiyle Grönland yerine İzlanda demesi de hafızalarda.
Evet kampanyasının liderlerinden Jónas Hagan Gudmundsson, "Trump etkisiyle" İzlandalıların ABD'den uzaklaşıp AB'ye daha yaklaştığı yönündeki bu haberleri yorumlarken "Böyle olmasını beklerdim ama çok da olmuş gibi görünmüyor" diyor.
"Hayırcılar, ABD ile daha yakın bağlarımız olması gerektiğini savunuyor. Ben bunu biraz ikiyüzlü buluyorum. Bir yandan 'AB'ye girersek bağımsızlığımızı kaybederiz' diyorlar, diğer yandansa Grönland'ı alma tehdidinde bulunan ABD'ye daha fazla bel bağlamayı savunuyorlar" diye ekliyor.
Referanduma günler kala ülkenin en büyük haber sitelerinden birinde yayımlanan bir yorum yazısı konuştuğum hemen herkesin dilinde.
Visir sitesinde askeri tarihçi Erlingur Erlingsson "İzlanda, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana demokratik Batı ile aynı çizgide yer almıştır" diyor ve şöyle devam ediyor:
"NATO üyeliği ve buna dayalı olarak ABD ile yapılan ikili savunma anlaşması sayesinde askeri güvenliğimizin temelini oluşturduk. Ancak şimdi, Trump'ın ABD'sinin önceki dış politikasından saparak karanlık bir yola girdiğine dair önemli işaretler var. Bu durum, uluslararası hukuka ve insan haklarına saygının artık ihmal edilebilir hale gelmesinde kendini gösteriyor."
Yazı 1975 yapımı "Jaws" filminden alıntıyla "Daha büyük bir tekneye ihtiyacın var" başlığını taşıyor, İzlanda'nın güvenlik gerekçesiyle daha büyük bir birliğin, AB'nin parçası olması gerektiğini savunuyor.
Reykjavik Grapevine dergisinin başyazısı da bu güvenlik endişelerine kampanyada yeterince ağırlık verilmemesini eleştiriyor ve bu küçük ada ülkesinin dünyanın geri kalanındaki jeopolitik gelişmelerden bağımsız olmadığını şu başlıkla vurguluyor:
"İzlanda bir ada değil"









